22 Mayıs 2012

Vicdan

* 3 Hafta sonra 3.5 yaşını dolduracak olan oğlum bu yaşına kadar dondurmayla hiiçç tanışmadı. Boş külahlar alıp, içine ya meyveli yoğurt yada evde yaptığım sütlü tatlılardan koyup kandırdık hep masum yavruyu!

** İstisnai bir durum olmadığı ve yanında fast food yiyen bir çocuk olmadığı sürece dışarıdayken ev yemekleri yedirdik. Hâlâ da öyle yapıyoruz.

*** Her ay düzenli olarak vitaminleri alınır, hergün düzenli olarak içirilir. Düzenli olarak doktor kontrolüne götürülür.

**** Alerji olmasın diye çamaşırları ayrı yıkanır ve çift durulama yaptırılır. Çoraplarına kadar tüm kıyafetleri ütülenir.

***** Terlemesine fırsat verilmez, fazla yorulup koşması istenmez. Ve bunlar gibi, belki bazen abartılı birçok şey var listede!!!



Tüm bunları neden mi yazıyorum? 

Salı akşamı mısırdan zehirlenen oğlum tüm geceyi 39 derece ateş, kusma ve ishalle geçirdi. Ne olursa olsun oğluma yedirmeden önce mutlaka kendim tadarım ve bunu anlayamamış olmam vicdanımı sızlatıyor.
Ben hafif karın ağrılarıyla geceyi bitirirken 'O'  iki gece sabahlara kadar kıvrandı karın ağrısından. Oysaki mevsiminde alınmış, difrizde bekleyen tazecik mısırlarımız varken dışarıdan almak niye? O kıvranırken ben tüm bunların vicdanını yaptım! Ama öyle bir zaman geliyor ki çocuğa laf geçmiyor!

Ardından Çarşamba günü kusmayla gelen tıkanmalar! Ateş, öksürük! C.tesi yapılan tahliller ve çekilen film sonucunda Tuğracık BRONŞİT!!! 
Reflüden sonra nur topu gibi bronşitimiz olmuş da haberimiz yokmuş!

Ne yapmam lazım bu durumda? Son çare pamuklara sarıp sarmalasam daha mı iyi, yoksa daha mı kötü olucak!



30 Nisan 2012

Günlerden Emirgan :)

İki hafta önce dostlarla yapılan bir Pazar Brunch'ının ardından Emirgan'a geçmiş ama 3 ayrı araba olunca zor olacağını düşünüp yoğunluktan dolayı giriş yapamamıştık. Nasıl içime oturdu Koru'ya girememek. Kafama koymuş, bir sonraki hafta yani 23 Nisan haftası 3 günlük tatili fırsat bilerek programa Emirgan'ı da dahil etmiştim.
O pazar, Tuğra'nın sabah 07:30 da uyanmasını fırsat bilerek düştük yollara. 30km'lik yolu trafikten dolayı 2 saatte katederek kendimizi Emirgan'da bulduk.

Nasıl bir kalabalık, trafik çekilir gibi değil. Her ne kadar eşim; ' Bu seferde Koru'ya giremezsek, unut burayı. 3.kez beni getiremezsin' desede sessiz kalarak başıma gelicekleri düşünmeye başladım :) Sonuç: Koru yine dolu, araç almıyorlar :((  Konuya bizzat el atarak koru dışında farklı biryere aracı bırakarak giriş yapabildik nihayet. Ve bir kez daha İstanbul'un kalabalığından ve trafiğinden nefret ettim. Ama gördüğüm güzellikler tüm stresimi unutturdu :))

Sabah hava kapalıydı evden çıktığımızda ama öğlene doğru güneş yüzünü gösterdi. Bir hafta daha erteleseymişiz lalelerden eser kalmazmış. Yağışlı hava bazı laleleri mahvetmişti.
Temiz hava, bol oksijen nasıl iyi geldi enerji verdi o gün anlatamam. Eve dönünce Tuğra ile beş saat deliksiz uyumuşuz :))

Lafı fazla uzatmadan, fotoğraf çektirmeyi sevmeyen ama gördüğü güzellikler karşısında mest olan, her lalenin başında durup 'annecim bak, çok güzellel' diyerek poz veren oğlumun fotoğraflarıyla ve rengarenk lalelerle sizi başbaşa bırakıyorum :)))


























Babamız yoğun olduğu için çalışıcak ama yarın oğlumla bana tatil.Güzel planlarımız var ana-oğul :) 

26 Nisan 2012

Hediyelerimiz :))

Fırsat bulamıyorum yeni postlar eklemeye. O kadar çok şey birikti ki aslında. Çok güzel fotoğraflarımız var eklememiz gereken ama vakit yok. Gezmekten fırsat bulamıyoruz hiçbirşeye. Uyku olayı olmasa eve gireceğimiz de yok. Tatillerin hakkını veriyoruz fazlasıyla :))

Bir yandan da bahar temizliği tabi.. Cumartesi günü büyük temizlik var evde, önden küçük işleri hallediyorum akşamları. Kışlıklar kalkıyor, yazlık moda hazırlanıyoruz, gereksiz bulduğum her şeyi atmaya başladım,  ferahlık istiyorum etrafımda. Dolaplarım boşalsın, sadece olması gerekenler olsun istiyorum. Olmayan kıyafetleri ihtiyaç sahiplerine yolluyorum. (Bu arada kullanmadığınız ürünlerinizi belediye kapınıza kadar gelip alıyor, ilgilenenler olur belki diye yazayım dedim) :)

İş yerinde işler son derece yoğun. Hem ev, hem iş çok zorluyor ama üstesinden gelmeye çalışıyorum. He birde arada aldığım kurabiye siparişlerim var. Bir yandan da onları yetiştirmeye çalışıyorum. Hafta sonları her zamanki gibi Tuğra'ya ait. Ona göre program yapılıyor her daim. Ona uygun yerlere gidiliyor, keyfi yerinde olsun diye türlü türlü seçenekler yaratılıyor. Hafta içi ise bin parça durumundayım, koşturmakla, yorgunlukla geçiyor. Özledim uzun uzun postlar yazmayı, cıvıl cıvıl fotoğraflar eklemeyi :))

Postumun asıl konusuna gelince...

Blogger Anneler'in düzenlediği çekilişi bir önceki postumda bahsetmiştim. Derya'cığım da hediyelerini gönderdi geçen hafta.
Çok güzel cicilerimiz oldu. Hem Tuğra hemde benim için özenmiş, güzel ciciler göndermiş. Özellikle kendi elleriyle hazırladığı, emek verdiği havluya ba-yıl-dım. El emeği olan herşey çok değerli benim için. Ne olduğu hiç önemli değil, birinin beni düşünmesi, benim için zaman ayırması, gösterdiği emek inanılmaz mutlu eder beni. Keyifle kullanacağım, kullandıkça sevgili Derya, Efe ve Eren'i hatırlayacağım bir havlum, bir anım oldu.


Derya'ya tekrar teşekkür ediyor ve şimdiden keyifli bir haftasonu diliyorum herkese..

Bir sonraki postta rengarenk fotoğraflarımızla buradayız yine :)))

 
BLOG designed by EDACROCHE